Nisan-2014 (1)

Orvital Kurucusu Muharrem Doğan: Türkiye’de Organik Bilincinin Oluşmasını İstiyoruz

Organik gıda sektörünün önde gelen firmalarından Orvital Organik Gıda’nın kurucusu Gıda Mühendisi Muharrem Doğan, organik ürün fiyatlarının aşağı çekilmesi için daha fazla üretime ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, bunun için de toplumun genelinde organik gıda bilincinin oluşturulması gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin ilk organik et ve tavuk üreticisi olan Orvital Organik Gıda, 2009 yılında pazara ilk girdiği günden bu yana sadece organik üretim yapıyor. Ticari olarak şirketin kuruluşunda aldıkları bu kararın aslında riskli bir karar olduğuna dikkat çeken Muharrem Doğan, “ Ancak 4 yıl içinde tüm ürün gruplarında 5 kat, organik tavukta 10 kat büyüyen Orvital Organik Gıda bize ne kadar doğru bir iş yaptığımızı gösterdi” ifadelerini kullanıyor. Doğan, Orvital’in kuruluş öyküsünü şöyle anlatıyor: “Avrupa’da çalıştığımız dönemde Türkiye’den getirdiğimiz ürünlerle Avrupalı marketlere gitme kararı aldık. Almanya, Belçika, Hollanda’daki zincir marketlerle görüşmeye başladık. Ürünlerimizi onların reyonuna koymaya başladık. Bizden şöyle bir talepleri oldu. “Siz Türkiye’den geliyorsunuz. Biz organik gıda tedariğinde sorun yaşıyoruz. Bize bu konuda yardımcı olabilir misiniz?” Çünkü bizim yaptığımız kuru gıda ürünleri var. İncir ve kayısıyı da Türkiye’de paketletip götürüyoruz. Biz o dönem Türkiye’deki tedarikçilerle Avrupa’daki zincirler arasında bir köprü kurduk. Organikle ilk tanışmamız aslında böyle. Türkiye’ye döndüğümüzde de yurt dışından organik ham madde tedarik etmeye başladık. Bunları da iç piyasadaki organik üreticilere vermeye başladık. Bu sefer üreticilerle bir yakınlığımız oldu. Şu anki ortağımla Samsun’da organik tavuk işine girmeye karar verdik. Türkiye’de satar mı diye düşündük. Satabileceğimize inanıyorsak üretim riskine girelim dedik. 2009 yılının Temmuz ayıydı. İlk kümeslere civcivleri koyduk. Bu arada pazarımız yok kimse yok. Migros’a gittik. Projemizi sunduk. Dediler ki ‘nerede kaldınız?’ Onlar da o dönem Türkiye’de organik tavuk var mı araştırmasına girmişler. Doğru zamanda atılmış doğru bir adım oldu. Onlar da bizim üreteceğimizi duyunca bizi arkamızdan ittiler. Dediler ki siz yapın biz reyonlarımızı size açarız. Biz üretim sürecini tamamladıktan sonra 2009’un 28 Aralık’ında tam yılbaşından 3 gün önce ürünleri Migros’a çıkardık.”

“DOĞAL ÜRÜN TAM BİR KARMAŞA”

Organik tavuk satışına ilk başladıkları dönemde tüketicilerin ürünü köy tavuğu ile karıştırdıklarını ve köy tavuğunun pişme zorlukları nedeniyle konuya olumsuz yaklaştıklarını belirten Doğan, uzun süre insanları bunun köy tavuğu olmadığına ikna etmek için çaba sarf ettiklerini sözlerine ekledi. “Doğal ürün” kavramının Türkiye’de ciddi bir karmaşa olduğunu ve organik ile karıştırıldığını da kaydeden Doğan, “Biz sonuçta organik olarak üretim yapıyoruz. Sertifikasyon firmaları ile çalışıyoruz. Biz ürünümüzün üstüne sertifika firmasının logosunu da koymak zorundayız. Biz o logoyu koyduktan sonra tüketiciler firmayı aramaya başladılar. İlk 10 gün 15 gün firmayı arayıp Orvital’in tavuğu var, Migros marketlerde. Gerçekten organik mi diye teyidini aldıktan sonra tüketiciler ürün almaya başladı. Zaman içerisinde biraz kulaktan kulağa, insanlar birbirine anlata anlata iş büyümeye başladı. Bizim şöyle bir iddiamız var. Biz diyoruz ki bizim için tüketicinin tavuğumuzu bir kez alması yeterli. Belki çok iddialı bir şey olacak ama şuna inanıyoruz, lezzette, kokuda, aromada o kadar farklıyız ki. Bu tip geri dönüşleri özellikle web sitemize gelen mesajlardan veya ofisimizi arayıp teşekkür edenlerden alıyoruz. Hep şunu söylüyorlar. Gerçekten çocukluğumuzun tavuğu, “Çünkü onu haşlamaya başladığınız vakit öyle bir koku ve aroma çıkar ki evin en uzak köşesine gitseniz onu yakalarsınız. Bir kez almaları tüketicinin vazgeçemeyeceği ürün haline getiriyor. Organik tavuğu haşladığınızda suyunu kullanabiliyorsunuz. Öyle yağlı ve kıvamlı bir su çıkar ki çorba ve pilav yapmazsanız hem yazık hem ayıp etmiş olursunuz. İnanılmaz farklıdır” diyor.

Biz sosisi üretirken bağlayıcı dediğimiz nitrat veya fosfat tuzları kullanmıyoruz. Aslında şarküteri ürünlerine kırmızı rengi veren bu maddeler. Biz bildiğiniz eti haşladığınız zaman nasıl kahverengi oluyorsa bizim ürünlerimiz de aynı renkte oluyor. Koruyucu kullanmadan üretiyoruz.

“YENİ ÜRÜNLERİN FİKİRLERİ EVDEN ÇIKIYOR”

Organik ürün kullanmanın sağlık için önemine dikkat çeken Muharrem Doğan, tavuktan sonra kırmızı et ve şarküteri ürünleri üretme konusundaki fikirlerinin çoğunu da kendi çocuklarına yedirmek istediği ürünleri belirleyerek çıktığını sözlerine ekliyor. Kırmızı et ve şarküteri ürünleri konusunda da bilgiler veren Doğan, şöyle devam ediyor: “Biz tavukla başladık. Yaklaşık bir sene sonra organik kırmızı ete başladık. Çanakkale Ayvacık ilçesinde Organik Et Üreticiler Birliği diye bir birlik kurulmuş. Biz boz ırk kullanıyoruz, yöreye özgü bir ırk. Özelliği şudur, kasaplar bu hayvanı çok fazla tercih etmezler çünkü eti çok fazla yoktur. Oradaki üretici de bu eti nasıl değerlendirelim diye düşünürken demişler ki organik üretsek acaba bir faydası olur mu? Biz daha sonra projeye dahil olduk. Biz Ayvacık’a bağlı 8 köyde bu projeyi gerçekleştiriyoruz. Biz buranın toprak analizini yaptırdık. Bütün topraklar tertemiz çıktı. Bir tarafımız Kaz Dağları, bir tarafımız Saroz Körfezi, Ege Denizi. Kaz dağlarının eteklerinde oksijen yoğunluğu deniz seviyesinde olan dünyanın sayılı yerlerinden birinde üretim yapıyoruz. Biz anlaşmamızı yaptık. Sözleşmeli çiftçilerle işe başladık. Hayvanların organiğe geçiş süreci 1 yıl sürdü. Biz de Mart 2011’de organik kırmızı et üretimine başladık. Organik kırmızı et üretimi ile şarküteri ürünleri de başladı. Ben çocuklara sosis, salam, sucuk yedirmiyordum. Ama çocuklar belli bir yaşa gelince neden yemiyoruz dediler. Biz o dönem elimizde bir organik et var dedik. Üretim yaptırdığımız yerde uzun süre Ar-Ge’sini yaptık bu işin. Önemli olan şey şu; katkı koymayacaksınız, koruyucu koymayacaksınız. Raf ömrü vermeniz gerekiyor. Gerçekten çocukların seveceği bir lezzete ulaşmanız gerekiyor. Biz yaklaşık 3-4 ay uğraştık bununla ilgili. Sadece baharat ve tuzla korumayı yapacak şekilde sosis üretmeyi başardık. Raf ömrü 90 gün. İçinde koruyucu madde yok. Piştikten sonra rengi normal sosise döner ama çiğ rengi kahverengidir. Biz sosisi üretirken bağlayıcı dediğimiz nitrat veya fosfat tuzları kullanmıyoruz. Aslında şarküteri ürünlerine kırmızı rengi veren bu maddeler. Biz bildiğiniz eti haşladığınız zaman nasıl kahverengi oluyorsa katkı maddesi içermediğinden bizim ürünlerimiz de aynı renkte oluyor. Dana sosis ürettik, sucuk ürettik. Lezzeti çok farklı oldu. Çünkü biz sadece et koyuyoruz. Ama bunun da rengi farklı. O da haşlanmış et gibi kahverengi oluyor. Ama şunu söyleyeyim. Gerçekten et yediğinizi hissediyorsunuz. Sucuğun kokusu, lezzeti sizi başka yerlere götürür.”

Tüketicinin tavuğumuzu bir kez alması yeterli. Belki çok iddialı bir şey olacak ama şuna inanıyoruz; Lezzette, kokuda, aromada çok farklıyız.

“BAKLİYATTA ARACILARI KALDIRIP FİYATI DÜŞÜRDÜK”

Tavuk, et gibi ürünlerde maliyet nedeniyle fiyatlar yüksek olsa da Orvital’in ürün yelpazesinde yer alan bakliyat ürünlerinde konvansiyonel fiyatlara yakın ürünlerin olduğunu belirten Doğan, bakliyat ürünlerinde direkt tarlalarda çiftçilerle anlaşarak organik üretim başlattıklarını ve aracıları çıkartarak maliyetleri düşürdüklerini, böylece organik bakliyat ürünlerini konvansiyonel ürünlere yakın fiyatlara satabildiklerini de kaydediyor. Organik üretim konusuna ticari olarak bakmadıklarının altını çizen Doğan, “Türkiye’de organik bilincinin oluşmasını istiyoruz. Ticaret yapacaksanız ve para kazanmak istiyorsanız, belli bir sermayeniz varsa yapacağınız en son iş organik üretimdir. Yani ticari anlamda yapacağınız en son iştir. Riski büyüktür, koşullar çok zorlar. Pazar buna tam olarak hazır değildir. Organik üretimle ilgilenen kim olursa olsun bize ulaştığı anda elimizden ne gelirse anlatıyoruz. Biz bu işe ticari olarak baksak çok ketum davranmamız gerekir. Biz her şeyi açıklıkla anlatıyoruz. Pazardan ziyade geleceği canlandırmak için” diyor. Organik bilincinin oluşması ve sağlıklı bir gelecek için öncelikle çocukların organik beslenmeye alıştırılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Doğan, bunun için çocukların tüketeceği ileri işlenmiş ürünler konusunda da ar-ge çalışmalarının devam ettiğini kaydediyor.

ORVİTAL’İN ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİ ARTACAK

Orvital’in şu anda ürün yelpazesinde tavuk, et, sosis, sucuk, yumurta ve pişmiş döner bulunduğunu da belirten Muharrem Doğan, müşterilerden aldıkları geri dönüşlerle birlikte organik salam ve organik makarna üretmeye başlayacaklarını ifade ediyor. Şirketin önümüzdeki dönem planlarını ise Doğan, şu şekilde aktarıyor: “Organik ürün denilince sosyetik ürün gibi geliyor. Market tüketicisi çok farklı. Yüzde 20’lik kesim diyor ki ‘ben sadece organik yerim.’ Yüzde 10’luk 15’lik bir grup var. ‘Ben organiğe inanmıyorum bedava da verseniz yemem’ diyor. Ama arada yüzde 60’lık bir kesim var ve gelir seviyesi B,C. Onlar diyor ki ‘organik yemeyi istiyorum ama ekonomiye uyduramıyorum. Ekonomiye uyduğu zaman organik yerim.’ Bizim zaten en üstteki yüzde 20 tüketicimiz ama bu işi asıl büyütecek olan yüzde 60. Biz işte bakliyatla bu tüketiciye ulaşmaya çalışıyoruz. Şu anda artık ürettiğimiz ürünler şarküteri grubu hariç işlenmiş ürünler değil. Biz biraz daha tüketicilere hoş gelebilecek ileri işlenmiş ürünler planlıyoruz. Bununla ilgili ar-ge’ler yapıyoruz. Mevcut ürettiğimiz ürünlerin farklılaşması dışında yeni ürünler de üretebiliriz. Onların çalışmasını yapıyoruz. Geniş bir ürün portföyü ile mümkün olduğu kadar her damak tadına hitap edecek ürünler için çalışıyoruz.”

“GDO TAMAMEN KONTROL DIŞI BİR RİSK”

“GDO konusu. Genetiği değiştirilmiş demek zaten başlı başına bir konu. Ben hep şunu söylerim. Kontrol edebildiğiniz riskler vardır bir de kontrol edemediğiniz riskler vardır. GDO tamamen kontrolünüz dışında bir risktir. Kimse ne olacağını bilmiyor ama çok negatif etkileri de var. Akademisyenlere sorduğunuzda tamamen ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı diyor ki hiçbir zararı yoktur. Bir kısmı diyor ki çok zararlıdır. Ben şuna inanıyorum. Organik üretimin temelinde zaten hiçbir şekilde GDO’lu tohum da kullanamazsınız, GDO’lu herhangi bir hayvan ırkı da kullanamazsınız. Bu aslında başlı başına bir cevap.”

ORGANİK TAVUK NEDEN PAHALI?

Organik tavuk fiyatlarının konvansiyonellere göre daha pahalı olmasının nedeninin üretim süreciyle ilgili olduğuna dikkat çeken Muharrem Doğan, iki üretim arasındaki farkları şöyle açıklıyor: “Aramızdaki fiyat farkının tek nedeni sadece sertifika süreci değil. Yönetmeliğe göre organik tavuğu minimum 81 günde kesim yapmak durumundayız. Konvansiyonelde bu süre 40-45 gün. Biz ortalama 90 günde kesim yapıyoruz. Bizim kümeslerimize normalde konvansiyonel üretim yapsanız 25 bin 30 bin tane tavuk koyabilirsiniz. Biz sadece 4 bin 800 tavuk koyabiliyoruz. Bu kümeslerin bakım masrafları tamamen aynı. Isıtması, soğutması, ekipmanı. Maliyet tamamen aynı. İkinci fark şu. Her koyduğunuz kümeste tavuk başına 4 metrekare dolaşım alanı olacak. Bizim tavuklarımız hem kümes içerisinde serbestçe dolaşıyor hem kümes dışında serbestçe dolaşıyor. Onun dışında kullandığımız zaten tavukçuluk sektöründeki asıl maliyet yemdir. Şöyle düşünün 45 gün yemlemek var, bir de 90 gün yani iki katı süre yemliyorsunuz. Artı verdiğiniz yem konvansiyonel yemin yüzde 50 ile yüzde 100’ü oranında pahalı. Yani neredeyse 1.5-2 kat pahalı bir yemle minimum 2 kat besliyorsunuz. Bunun hepsini alt alta koyun. Kümes maliyetiniz 5’te 1 hayvan koyuyorsunuz ama kümes bakım maliyetiniz 5 kat. 2 kat süre besliyorsunuz ve hiç ilaç kullanmıyorsunuz. Organik üretimde antibiyotik veremezsiniz. Sadece Tarım Bakanlığı’nın ve organik tarım ürünlerinin müsaade ettiği aşıları yapabilirsiniz. Aşılar dışında ilaç veremezsiniz. Sonuçta tavukta hayvanlardaki hastalık çok hızlı yayılır. Biz tavuklar hasta olmasın diye koruyucu hekimlik uyguluyoruz, hasta olacağını ön gördüğümüz tavukları direkt kümesten ayırıyoruz. Hemen kümesle iletişimini keseriz. Ama ilaçla tedaviyi hiç tercih etmedik. Danalara da aynı şekilde. Sadece aşı yapıyoruz.

Tavuk, et gibi ürünlerde maliyet nedeniyle fiyatlar yüksek olsa da Orvital’in ürün yelpazesinde yer alan bakliyat ürünlerinde konvansiyonel fiyatlara yakın ürünlerin olduğunu belirten Doğan, bakliyat ürünlerinde direkt tarlalarda çiftçilerle anlaşarak organik üretim başlattıklarını ve aracıları çıkartarak maliyetleri düşürdüklerini, böylece organik bakliyat ürünlerini konvansiyonel ürünlere yakın fiyatlara satabildiklerini de kaydediyor. Organik üretim konusuna ticari olarak bakmadıklarının altını çizen Doğan, “Türkiye’de organik bilincinin oluşmasını istiyoruz. Ticaret yapacaksanız ve para kazanmak istiyorsanız, belli bir sermayeniz varsa yapacağınız en son iş organik üretimdir. Yani ticari anlamda yapacağınız en son iştir. Riski büyüktür, koşullar çok zorlar. Pazar buna tam olarak hazır değildir. Organik üretimle ilgilenen kim olursa olsun bize ulaştığı anda elimizden ne gelirse anlatıyoruz. Biz bu işe ticari olarak baksak çok ketum davranmamız gerekir. Biz her şeyi açıklıkla anlatıyoruz. Pazardan ziyade geleceği canlandırmak için” diyor. Organik bilincinin oluşması ve sağlıklı bir gelecek için öncelikle çocukların organik beslenmeye alıştırılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Doğan, bunun için çocukların tüketeceği ileri işlenmiş ürünler konusunda da ar-ge çalışmalarının devam ettiğini kaydediyor.